İnsanlığın Sınırları

Hasta olmak çok zor. Üç gündür gribin pençesindeyim, hafif geçiriyor olmama rağmen canımdan bezdim, nefes alamıyorum, yediğimin tadı yok,  birde öksürük başladı. Alt tarafı grip, daha  önemli bir hastalığa duçar olsam hayat ne sıkıntılı, ne çekilmez olur hesap edemiyorum.

Hasta olmak kadar hasta yakını olmakta zordur, hatta hasta olmaktan daha zordur bazen. Çaresizlik içinde yakınınızın ızdırabını izler, çekilen duygusal acının altında ezilir gidersiniz. Hele birde yakınınızın  kalıcı bir hastalığı ve bakıma muhtaç bedensel engeli varsa bu, hem duygusal hem de bedeni bir acının ortağı yapar sizi. Bu ağır yükün omzuna bindiği ve hakkıyla bu yükü omuzlayan hasta yakınlarını ayakta alkışlıyor saygıyla önlerinde eğiliyorum. Zor iştir yıllar boyunca felçli, alzheimerlı, yatağa mahkum, bilinci kapalı hastaya  bakmak, hakkıyla yaşatmak. Çoğu kişide bu yükün altından kalkamaz zaten.

Bugün bu yükün altından hakkıyla kalkan iki hanımefendiden bahsedeceğim. Üstelik yatalak ve bakıma muhtaç olan hastaları hayvan. Evet yanlış duymadınız, yatalak hastaları hayvanlar, üstelik yaşlı ana babalarına bakmayan bir sürü evladın olduğu bir  dönemde.

İzzet dokuz yaşında, siyah-beyaz, erkek, tekir kedidir. Bir yaşındayken beşinci kattaki dairenin balkonundan düştü. Hayatını kurtarmak için çok çabaladık ve kurtardık. Fakat bel omurlarında oluşan hasar kalıcı oldu, maalesef belden aşağısı felçli kaldı. Arka ayakları tutmuyor, idrarını ve dışkısını kontrol edemiyordu.

Sahibi Gülten Hanım, bu kötü yazgının, çocuklarından ayırmadığı kedisine yazılmasını çok derin bir üzüntüyle karşıladı. O günlerde imkânların sınırlı olduğu, henüz gelişmekte olan veteriner tıbbın, bu durumdaki hastalara uyguladığı ötenazi seçeneğini elinin tersiyle itti. Öngördüğümüz kötü tablonun vahametini ve nelere gebe olduğunu umursamadan kedisini yaşatma kararı verdi.

İzzet hiç yürüyemeyecekti, sadece tutan ön kollarıyla sürünecekti. İdrarını  ve dışkısını tutamayacağı için genital bölgesi hep idrar ve dışkı ile kirlenecek, yaralar açılacak uzun ve külfetli tedaviler gerekecek, kısırlaştıramadığımız için erkek kedi idrarı ve dışkıyla bulaşık bu yaralar,  katlanılmaz kokular yayacaktı. Nitekim bunların hepsi oldu.

Gülten Hanım sınırlı bütçesiyle İzzet’e birçok insan hastaya nasip olmayacak şefkat ve sabırla dokuz yıldır bakıyor. Her gün  en az iki kez çocuk beziyle İzzet’i beliyor, aşılarını yaptırıyor, maliyeti yüksek özel mamalarla besliyor. Sayısını hatırlamadığım açık yara tedavilerini yüzünü bile buruşturmadan yaptırıyor. Ben de bu insanüstü sabrı, vicdanı hayranlık ve gıptayla izliyorum.

Geçen ay sürtünme ve idrar nedeniyle  tıkanan penisini ve testislerini zor ve meşakkatli bir ameliyatla tamamen aldık. Çaresiz kalıp hayatından endişelendiğimiz İzzet tekrar ve daha az eziyetli hayatına döndü. Gülten Hanım aynı azim ve feragatle kedisine çiçekler gibi bakıyor.

Esra Göçmen  genç bir hanımefendi. Genç kalbine büyük gelen merhamet ve şefkatle yaralı hasta hayvanlara bakıyor. En son bize İstanbul’da barınağın birinde iki gözü de mecburen ameliyatla alınmış bir kedinin dikişlerini aldırmak için geldi. Artık evinde diğerleri gibi sorunlu hayvanların yanı sıra görmeyen bir kedi var. Ama bugün yine barınaktan sahiplendiği tamamen kör olan Paşa adlı köpekten bahsedeceğim.

Siz hiç kör bir köpekle yaşadınız mı? Ben yaşamadım, ama görmeyen çok hastam oldu. İnanın bana çok meşakkatli ve yıpratıcıdır. Paşanın hikâyesini kısaca Esra Hanım’ın ağzından aktaracağım; ‘’Odunpazarı Barınağı’ndan öğrendiğim kadarıyla Paşa, 8-9 yaşlarında askeriyeyle ilgili bir yerlerden barınağa bırakılmış. İki yıl barınakta kalmış. Bu süre içinde üç kez sahiplendirilmiş ( Paşa golden retriver, dolayısıyla meraklısı çok). Bunlardan ikisinde barınağa, son seferinde sokağa terk edilmiş. Bir bahçede saklanmış, kör olduğu anlaşılıp belediyeye haber verilmesiyle tekrar barınağa dönmüş.

Kasım 2010’ da Paşa’dan haberdar oldum. İlk geldiğinde  çok bakımsızdı, soğuktan karnı kocaman şişmişti, çok şişmandı ( hala zayıf sayılmaz), aşırı dış paraziti vardı. Huyunu bilmediğimiz için biz ondan çekiniyor o bizden korkuyordu. Sevip öptüğümüzde tepki vermiyordu. Dudaklarını sarkıtmış, mutsuz, ürkek yatıyordu sadece.

Eve ilk geldiği günlerde mutfakta ve salondaki kablolarla birkaç tehlike atlattı. Bunun üzerine onun için bir yaşam alanı oluşturmanın daha güvenli olacağını düşündük. Böylelikle evin bir oda, koridor ve banyodan oluşan bölümünde yaşamaya başladı. O zamanlar en büyük sıkıntımız Paşa’nın tuvalet eğitiminin olmayışıydı. Önce odaya hasta bezleri serdik, zamanla bezleri azaltıp, yavaş yavaş kaydırarak tuvaletini banyoya yapmasını sağladık.’’

Çok duyduğum bir cümle var; ‘’ insanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum’’. Bu elleri öpülecek insanları tanıdıkça insanlığa daha çok inanıyorum.

Sağlık, mutluluk ve merhamet dolu günler diliyorum. Saygılarımla.

 

Posta Eskişehir Gazetesi 02.04.2012 tarihli yazı